Mehmet Bayar

Mehmet Bayar
Osmanlı batının hedefi oldu

Oğuzların Bozok Kolu’na bağlı olan Kayı boyu beyi Osman Bey tarafından Bursa’nın Söğüt çevresinde kurulan Osmanlı Beyliği büyüyerek dünyanın en geniş imparatorluklarından biri haline geldi. Anadolu topraklarında başlayan imparatorluk serüveni 624 yıl boyunca 3 kıtada devam etti. 7 cihana hükmeden Osmanlı Devleti kültür ve medeniyet anlayışıyla dünyaya örnek olmaya devam ediyor. Osmanlı Devletinde kültürün nasıl yok olmadığını ve batı güçlerin neden Osmanlı’nın mirası olan Türkiye’yi hedef aldıklarını ve bizim üzerimizden bölgede oynanan kirli oyunları Marmara Üniversitesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Şimşilgil Mehmet Bayar’a okurlarına anlattı.  

Osmanlı, Karlofça Antlaşması’ndan sonra Avrupa’da üstünlüğünü kaybetmeye başladı. 18. yüzyılın başında ise Osmanlı’nın bölgeden çekilmesinin ardından devlet içinde taşlar neden bir türlü yerine oturmadı?

 Karlofça antlaşmasının evvelinde Viyana bozgunu ile başlayan ve 16 yıl devam eden çok zorlu bir savaş dönemi vardır. IV. Mehmed’in son dönemlerinde başlayan bu büyük mücadele, sonra gelen üç padişah devrinde devam edecek ve ancak üçüncü padişah II. Mustafa Han devrinde sulh sağlanabildi. On altı yıl boyunca devlet, bir ölüm kalım mücadelesi verdi ancak sonunda Avusturya, Lehistan, Rusya ve Venedik gibi dört devlet karşısında pes etmek durumunda kaldı. Osmanlılar sadece toprak kaybı ile karşı karşıya kalmadı mali bakımdan da büyük zararlara uğradılar. Düşmanlarına ise Osmanlı ilerleyişinin durdurulduğu ve artık yenilebilecekleri imajını vermişti. Ayrıca dış devletler bir ve beraber olduklarında Osmanlıya karşı durabileceklerini anladılar. Dolayısıyla Karlofça’dan sonra Osmanlılar, Rusya, Avusturya veya Venedik’le harbe tutuştuğunda derhal diğerleri de olaya müdahil olacaklar ve asla fırsat tanımayacaklardır. Bu itibarla Osmanlılar bir daha eskisi gibi kendilerini toparlama imkanını elde edemedi ve devlette taşlar yerine bir türlü oturmadı. Bu kötü gidişatta darbeler de büyük rol oynadı.

BATI MEDENİYETİ BENCİLDİR

Osmanlı’nın bıraktığı kültür ve medeniyet anlayışıyla şimdiki kültür emperyalizmi arasında ne farklar var? Osmanlı milletini nasıl tarif ediyorsunuz?

 Osmanlılar kültür ve medeniyeti, insanın refahı ve saadeti olarak ele almakta idiler. Bu itibarla her şeyi insanın mutluluğu için yapıyorlardı. Müslim-Gayrimüslim herkes için bunu düşünmekteydiler. İdareleri altındaki tebaayı yani halkı Allah’ın kendilerine bir emaneti (Vediatullah) olarak görüyorlardı. Bu itibarla onların huzursuzluğu, mutsuzluğu sanki emanete hıyanet etmek şeklinde algılanıyordu. İnsanların iki cihan saadeti İslam dinini tanımaları ile mümkündür. Zira iki cihan saadetinin anahtarı budur. Nitekim bu anlayış dolayısıyla Fazıl Ahmed Paşa 1664 yılında Uyvar önüne vardığında: “Padişahımızın sizin hakkınızdaki iyi niyetini bilseydiniz oğullarınızı kızlarınızı onun yoluna kurban ederdiniz”, diyerek oraya asıl varış maksatlarına işaret etmiştir.

 

Buna karşılık Batı medeniyeti bencildir. Onlar kendilerini dünyanın yegane sahibi diğerlerini ise ırgat ve köle olarak görmektedirler. Geçmişlerinde kendileri içinde dahi sınıf sistemleri bunun tezahürüdür. Dolayısıyla girdikleri yere kan ve gözyaşı götürmüşlerdir. Nitekim bugün de medeniyetin ve insan haklarının temsilcisi olarak gösterilen Batı alemi, gerçekte yeryüzündeki bütün kaos, kargaşa, fitne ve zulmün kaynağıdır. Girdikleri yerlerde önce kültür eserleri tahrip edilmektedir. Bunların dünya insanlarına mutluluk vermeleri imkansızdır.

OSMANLI BATININ HEDEFİ OLDU

Osmanlı yaklaşık 62 ülkede hakimiyet sürdü peki Osmanlı bu bölgelerde bir kültür bıraktı mı? 

Türkiye haricinde Osmanlının bir dönem idaresi altında bulunan ülkelerde neler bıraktığını ne yazık ki günümüzde ancak arşivlerden takip edebiliyoruz. Zaten Osmanlı kin ve düşmanlığı, batılıların gözlerini öylesine bürümüştü ki sadece insanları öldürmediler. Ayrıca Osmanlıyı hatırlatan ne varsa yok etmeye çalıştılar. Eserlerini yerle beraber ettiler. Arşivlerini yaktılar. Osmanlıya ait iz bırakmamaya gayret ettiler. Batılı tarihçiler Osmanlı arşivlerini veya eski kaynak eserlerini inceldiklerinde bu durumu üzüntü ile naklederler.

Mesela Bulgaristan’ın başşehri Sofya, 1382 yılında Osmanlı hâkimiyetine alınmıştı. Fevkalade güzelliği ile dikkati çeken bu şehri Osmanlılar kısa sürede mimarî eserlerle donattılar. Osmanlı Devleti bu topraklardan çekildiğinde, ardında otuz iki cami ve mescit,  sekiz medrese, on beş tekke ve zaviye, beş imaret, on üç han ve yedi kervansaray olmak üzere, toplamda tam yüz yetmiş adet vakıf eseri bırakmış bulunuyordu. Sofya’da bu eserlerden bugün sadece bir tanesi (Banyabaşı Camii) ayakta durmaktadır. Medeniyet adına bundan daha üzüntü verici bir durum olamaz. Bu durum bilhassa Müslüman ülkelerin dışında hep bu şekildedir. Türkiye’de dahil İslam ülkelerinde ise bakımsızlık ve ilgisizlikten Osmanlı mirası eserlerin yüzlercesi yok olmuştur.

OSMANLI OLMASAYDI TÜRKİYE İNŞA EDİLEMEZDİ

Türkiye’de kültürel manada bir kimlik inşa edildi mi? 

Osmanlılar döneminde Türkiye’de kültürel manada bir kimlik inşa edilmemiş olsa Türkiye bugün yok olurdu. Veya parça parça olur insanlar birbirini yerdi. Osmanlılar asırlarca kimlik inşası itibariyle İslam dini ve kültürünü esas aldılar. Arnavut, Boşnak, Sırp, Hırvat, Rum çocuklarını İslam dini ve kültürü ile bu milletin bir ferdi eylediler. Bu daireye giren kişiler ırkçı kimlik ve kişiliklerinden sıyrılıyor, Osmanlı vatandaşı olarak devlet mekanizması içerisinde yerini kazanıyorlardı. Bir anlamda Türk’ten daha fazla Türklüğe ve Müslümanlığa hizmet eder hale geliyorlardı. Bunun farkında olan Osmanlı ve İslam düşmanları Osmanlı idaresinde adil bir şekilde huzurlu yaşayana milletleri hep ırkçı milli kimliklerini öne çıkartarak bölüp parçalama yolunu tuttular. Bu hedeflerine Müslüman olmayan unsurlar üzerinde daha rahat eriştiler. Oysa İslam’ın, Müslümanların birlik ve beraberliğini ırk bağı değil din kardeşliği üzerine kurması milletimizi daha büyük parçalanmalara karşı muhafaza etmektedir. Buna rağmen yabancıların bu konudaki gayretleri fasıla vermeden sürmektedir. Bunun içinde dini bozmak ve Müslümanların dinlerine olan bağlılıklarını zayıflatmak veya koparmak temel hedefleri arasındadır.

İSLAM ADINA HAREKET EDEN ÖRGÜTLERİ BATI KONTROL EDİYOR

 Osmanlı’da Türk-Kürt-Arap… birlikteliği vardı. Şimdi ise Ortadoğu emperyalist güçlerin oyun masası haline gelmiş durumda. Bu kutsal medeniyet yeniden inşa edebilir mi?

 Elbette edilebilir. Ancak kolay değil. Temel şartların sağlanması zor. Osmanlılar bu bölgelere yani bugünkü Suriye, Arabistan ve Mısır’a girdiklerinde hiç yadırganmadılar. Birliktelik ve beraberlik kolayca sağlandı. Zira aynı inanç ve itikat içerisinde idiler. Asırlarca aynı idare altında beraber yaşandı. Oysa İran’da bu hal gerçekleştirilemedi. Çünkü farklı inançları temsil ediyorlardı. İşte bunların nedenleri üzerinde durmak lazım. Tarihten güç almak lazım. Ehl-i Sünnet dairesi içerisinde olunca halklar kolaylıkla kaynaşıyordu. İşte batılı emperyalist güçler bu tesanüdü bozmak için uzun çalışmalar yaptılar. Mesela Suudi Arabistan bölgesinde ortaya çıkan Vehhabi hareketi bunun ilk projesiydi. Nitekim Vehhabiler, Osmanlı idaresindeki Türk-Arap birlikteliğini yıkan, devletimizi zayıflatan ve batılı emperyalistlerin işini kolaylaştıran bir planın parçası oldular. Birinci Cihan harbinden sonra ise Arapların yerini Kürtler alacak ve bin yıldır içi içe aynı din aynı tarih ve aynı coğrafya üzerinde beraber yaşayan bu iki toplumun arasına nifak tohumları ekilmeye çalışılacaktır. Diğer yandan Türkler, Araplar ve Kürtler Ehl-i Sünnet itikadından farklı fikir ve düşünce yapıları içerisine çekilmeye çalışılacaktır. El-Kaide, DEAŞ, Şebap örgütü gibi teşekküller hep Müslüman dünyasında çıkmakta güya Müslüman adına çalışmakta oysa bütün faaliyetleri batı lehine ve Müslümanların aleyhine cereyan etmektedir. Bunlar batının maşaları olarak Müslüman ülkelerin birlikteliğine darbe indiren en büyük teşekküllerdir. Radikal İslam ve Ilımlı İslam diyerek ortaya çıkan bu örgütlerin inanç yapıları incelendiğinde hep Ehl-i Sünnet akidesine ters tutum ve davranış içerisinde oldukları görülecektir. 

Avrupa’nın Türkiye’ye karşı olan tutumu Osmanlı devletinin intikamı olabilir mi? 

Elbette ki. Ancak bunu salt Osmanlı düşmanlığı olarak düşünmek yanlış olur. Burada asıl olarak İslam düşmanlığı yatmaktadır. Osmanlının yerinde aynı inanca sahip hangi devlet bulunsa bu taarruz ve saldırıdan kurtulamazdı. Şöyle düşünelim. Selçuklu ve Eyyubi Devletleri üzerine tertiplenen haçlı seferleri ile Endülüs Emevilerinin son ferdine kadar hayat hakkı tanımamanın nedenlerini de araştırdığımızda aynı gerekçe karşımıza çıkacaktır. Bu İslam’ı ve Müslümanları boğma girişimidir. Dolayısıyla Osmanlı da bir görüntüdür. Yoksa iyi düşünülürse Osmanlının idare ettiği milletlerin Osmanlı ile sıkıntıları yoktu. Gayet memnundular. Ancak diğer ülke idarecileri ve din adamları devamlı olarak kin ve düşmanlığı körüklediler. Yalan ve iftiralarla insanları İslam’dan ve Osmanlıdan nefret ettirme yolunu tutular. İnsanlar İslam’ı tanımasın diye gayret gösterdiler. Bugün de İslam’a karşı aynı yolda olduklarını görüyoruz. İslami denilen terör örgütlerini bizzat kendileri kuruyorlar. Ardından onların yaptıklarını İslam’a mal ederek İslam’ı ve Müslümanları dünya kamuoyuna yanlış bir şekilde sunmaya çalışıyorlar.

 Sizce Avrupa’nın Türkiye’yi Batılılaştırma girişimleri nasıl sonuç verdi?

 Önemli ölçüde başarılı oldular diyebilirim. Çanakkale harbi öncesi İngiliz Bahriye Nazırı Churchill (Çörçil): “Türkler mi? Bir elimizi arkadan bağlar bir elimizle ezer geçeriz”, demişti. Oysa cephede Türk’ün imanını ezip geçemediler. Diğer ellerini de çözdüler. Onların bu elleri hile ve entrika elleriydi. Cihan harbinden sonra romanlarıyla, filmleriyle, dizileriyle, dergi ve gazeteleri ile bu milletin inancı ve yaşayışı üzerinde oldukça etkili oldular. Ayrıca satın aldıkları nice  ajanları ile de dini meseleleri sulandırdılar. Bakınız bugün devletimizin istiklal savaşına benzer bir tarzda mücadele içerisine girdiği FETÖ’nün, kırk yıldır bu milletin muhafazakar nesillerini bozuk bir din anlayışıyla avlaması bunun en açık bir göstergesi değil midir?

Türkiye ve İslam dünyası arasında ilişkiler yeniden kuruluyor. Türkiye, İslam dünyası için nasıl bir anlam ifade ediyor? 

İslam dünyası, neredeyse Osmanlı gitti gideli perişanlık içerisinde kıvranıyor. Bilhassa son yarım asırdır bölgede huzur ve mutluluk kalmadı. Yeraltı zenginlikleri sömürülüyor. Böyle bir durumda Müslümanların gözlerinin çevrili olduğu tek yer Türkiye. Onların Türkiye’ye güven duymaları ve bağlanmalarının tek bir yolu var. İslam’a saygılı, dine bağlı ve kendilerine kucak açan bir idare veya liderler. İşte bugün Türkiye’de de bunu görüyorlar. Türkiye onlar için kurtuluş reçetesi gibi oluyor. İkincisi Türkiye asırlardır. İslam’ın merkezi idi. Osmanlının son bakiyesi olarak kaldı. Anadolu’da yaşayanlar Osmanlı torunları olarak onların gönüllerinde duruyor. Bugün dünya Müslümanlarının Cumhurbaşkanımızı bir kurtarıcı gibi, sığınak gibi görmeleri ve devamlı duada bulunmalarının sebepleri üzerinde ciddi olarak düşünmek ve tahlil etmek gerekmektedir.